"Enter"a basıp içeriğe geçin

KÖYDE BULGUR YAPIMI

 

Araştırmacı yazar Sayın Ahmet Özerdem . Karaözü köyün de  bulgur yapımını o kadar güzel anlatmış ki;   Sizlerin de okumasını istedim.

Bu yazı kitabım da olun isterdim. Bu güzel  güzel geleneklerimiz iyice kaybolmadan herkese ulaşsın isterdim. Fakat Sayın Özerdem e ulaşamadım.  İnternette yayımladığı için buradan paylaşıyorum. Eminim Sayın Özerdem de izin verirdi.

KARAÖZ܀™ DE BULGUR YAPIMI
Anadolu köylüsünün birinci derecede besin kaynağı olan bulgurun her yerde olduğu gibi Karaözü€™de de değişik biçimde yapılış tarzı vardır. Bulgur, iyi incelenirse çok yorucu ve emek isteyen bir iştir. Bu derece önemli günlük yaşamımızın adeta bir bölümünü teşkil eden bulgurun elbette aktüel yanı olduğu kadar tarihi ağırlığı da inkâr edilemez. Aslında konumuz bulguru incelemek değil nasıl yapıldığını geleneksel yönden saptamak.
Bulgur edilmek üzere çuvallanan buğdayın ilk durağı çeşme başlarıdır. Bizim buradan çeşmenin suyu bir oluktan akıp ve oradan menfezlere girmezler. Oluktan havuza ya da kürüne akarlar. Bunların uzunluğu iki buçuk metre, eni yetmiş seksen ve derinliği de kırk €“ elli santim kadar olan havuzlardır. Buranın en alt tabanında bir delik vardır. Bu havuzun dolmasını ve boşalmasını sağlar.
Kürün suyla doldurulur ve buğday burada yıkanır. Yıkanan buğday bir kendir kilimin üzerine yığılır. Sonra büyük, iri bağ kazanlarına taşınır ve kaynatılır. Tekrar geniş çadırlara serilerek kurumaya terk edilir. Arada bir karıştırılır. İki gün durur, üç dediği gün çadırların orta yerine yığılır. İki üç tane geniş sofra tahtası buraya konulur. Tahtanın alabildiği kadar üstüne bulgurluk tepeleme yığılır. Bu tepenin üstüne de bir sahan konur. Tahtanın üstünde birer birer seçilen bulgurluk tabandaki çadıra dökülür. Yabancı maddeler de (taş, acımık, ot tohumları) sahana konulur. Seçim işini kadınlar yapar. Buradan sohuya (büyük iri taş dibek) götürülür. Orada ağaç tokmaklarla dövülür. Buğday iyice keperir. Yani kepekle taneler bir birinden ayrılır. Her buğday ıslanıp dövülürse kepeklenir. Kepek buğdayın zarı, kabuğudur. Islanan buğday tekrar geniş çadırlarda kurutulur. Üçüncü günü savrulur, kepekten arıtılır. Çekilmeye hazır bir hale getirilir. Çuvallanır, ağzı ağız bağları ile bağlanır. Eşeklerle taşınarak damların üstüne götürülür. Yan yana dikilir, üstüne de bir kilim atılır. Bundan sonra çekim hazırlıkları başlar. Irgat bulmak, taş ayarlamak, olüceklik hazırlamak, yiyecek, kalbur tamamlamak bunların içine girer.
Burada biraz nefeslenip, bulgur taşını merak eden okurlarımıza bu küçük değirmenciği tanıtayım. Tahmin ettiğiniz gibi bu insan gücüyle çalışır. Ufak değirmene benzer. Çok eskilerde unu bu taşlarla yaparlarmış. Giderek yerini bulgura bırakmış.
Değirmenin iki tane taşı vardır. Bu taşların altındaki sabit, üstündeki seyyardır. Bunlar yuvarlak olurlar. Ayrı ayrı ele alınırsa: Yükseklikleri on iki €“ on üç santimi bulur. Çapı yarım metre kadardır. Üst taşın tam orta yerinde on santim çapında bulgurluk koymak için bir delik vardır. Aynı taşın en dış kenarına yakın beş santim çapında bir delik vardır ki buraya yarım metre yüksekliğinde sert, yuvarlak ağaç bir sap takılır. Bu sap üst taşı döndürmeye yarar. Taş sağdan sola çevrilir. Çevirme işini üzerine alan delikanlılar bunun kenarına otururlar. Birer elleriyle saptan tutarlar.
Alt taşın orta yerine beş santimetre çapında bir delik açılır. Bu deliğe taş hizasına kadar sıkıca bir çam ağacı çakılmıştır. Ağaca da on beş €“ on yedi santim uzunluğunda tam orta yerine onluk bir demir tutturulur. Buna FİSİK denir. On iki €“ on üç santimi ağacın içinde, on dört santimi de üst taşın orta boşluğuna çıkacak biçimdedir. Esas el taşının beynini teşkil eden, dönmeyi kolaylaştıran ayarlayan bir yeri var ki su değirmenlerinde baltacık, el taşlarında da GERMİCEK denilir. Ağaçtan kirmen kanadı biçiminde, ortası onluk çubuğun geçeceği şekilde deliktir. Germiceğin hacminde ve onun iyice oturacağı şekilde üst taşın iç yüzeyinin orta yerine oyulmuş bir yatağı vardır. Bu taşı sağa sola saptırmaz. Böylece taş düzenini bulmuş olur.
Taş her evde bulunmaz. Varlıklı evlerde olur. Hemen hemen her isteyene verilir. Bir çeşit köyün ortaklık malı gibidir. Değirmen taşlarının artığından ya da eskilerinden yapılır.
Bulgurluğa bir kişi tek avcuyla, taşın orta boşluğuna koyar. Taş çevrilir. Eğer bulgur ufak olmuşsa germiceğin altına kepi (rondele) konulur. Yukarı kaldırılır ve ayarlanır.
Bulgur çektirecek kişi eğer fazla yapacaksa taşı ve ırgatı fazla bulur. Karaözü€™de bu işler imece usulü yapılır. Parasızdır. En az üç dört tane taş bulunur. Önceden geniş bir dam seçilir. (eskiden çatılı ev yoktu. Topraktı damlar. Dümdüz.) bunun üstü kilim ve çadır örtülür. Bulgur taşları yerleştirilir. Eleyiciler seçilir. Bilhassa tecrübeli kadınlardan olur. Delikanlılar, kızlar gelinler de taş çeker.
Eleme işi özellik arzeder. Birinci kadın bulgurdan iri taneleri ayırır. Ayrılan iriler yeniden çekilir. Bu iş irileme kalburuyla yapılır. İkinci kadın, bulguru ayırır, bunda düğür kalburu kullanılır. Üçüncü kadın bulgurdan küçük düğürü ayırır. Düğürün altında kalana un denir. Düğürle unu ayırmak için iri elek kullanılır. Un tekrar sık elekle elenirse üstünde kalana pıtpıtı denir. Un da hayvanlara verilir. Bütün kalburlar çingeneler tarafından yapılır. Düğürden içli köfte ve çorba yapılır. Buna düğürcü çorbası adı verilir. Sabahları peynirle yenilir. Yufka ekmek ocakta gevretilir. Gevrek tarafı içe gelmek şartıyla içine çökelek,  peynir konulur, dürmeç yapılır. Çorba da kaşıklanır.
Bir taşın etrafına yedi €“ dokuz kadar gençler karışık otururlar. Bunlardan biri taneleri tek avcuyla taşın orta yerine koyar. Öbürleri de değişik elleriyle taşı bir kararda döndürürler. Artık bütün taşlar aynı biçimde kurulmuştur. Harıl harıl çalışırlar. Bulgur çekimi denilince bu kadar yazılanlardan akılda kalan sadece damdaki anıdır. Bu o kadar ruh okşayıcı, iç açıcı ve eğlendirici bir iştir ki; günlerce etkisinden kurtulunmaz. Rengârenk kızlar, en güzel maniler, en içli türküler burada yan yana gelir. Gecenin karanlığını ve sessizliğini o gün, o topluluk deler, dağıtır. Her ev penceresi açık kapısı dayalı onları, şarkılarını, türkülerini dinler. Burada bütün konuşmalar yüksek sesle yapılır. O devirde herkes yazın damlarda yatardı. İşte damdan dama, gönülden sevgiliye sesleniş böyle başlar. Önce taşlar arasında karşılıklı mani atılır. Sonra ikişer ve dörder en güzel sesli kızlar ve erkekler şu türküleri okurlar.
Aman değirmenci dayı
Yaman değirmenci dayı
Ayakkabım sana verim
Öğüt buğday soyha çavdar.
Olmaz ey kadınım olmaz
Değirmen düzenin bulmaz
Arkadaşım kayıl olmaz
Al git buğday soyha çavdar.
Birinci kıtayı iki kız, ikinci kıtayı iki erkek karşılıklı makamıyla birlikte söyler. Kızlar sırasıyla çorabını, saltasını, fesini verir. Erkekler hepsini de kabul etmezler. Saçını verince iş değişir.
Olur hey kadınım olur
Değirmen düzenin bulur
Arkadaşım kayıl olur
Öğüt buğday soyha çavdar.
Bundan sonra dörder kişilik gruplar halinde €œgel arab€™oğlum€ Türküsü söylenir. Bu grupların rakamı değişebilir. Önce birinci kıtayı birinci grup söyler, aynı kıtayı ikinci grup tekrar eder. Bunlar okunurken hem taş aynı kararda döner hem de eleyiciler durmadan devam ederler işine.
Karşıdan gördüm seni
Gel gel gel araboğlum
Gül iken derdim seni
Sallan yarim gel sarılalım
Dolan çevrin gel sarılalım.
Öpmeye kıyamazdım
Gel gel gel araboğlum
Yadlara verdim seni
Sallan yarim gel sarılalım
Dolan çevrin gel sarılalım
Üzüm koydum dürüme
Sevdan düştü serime
Kalk boyuna bakayım
Yürümezsen yürüme
Üzüm koydum sepete
Yar görünür tepede
Şöyle bir yar sevdim ki
Şan verem memlekete
Almayı yüke koydum
Ağzını dike koydum
Aldım yâri elinden
Belini büke koydum
Böylece bu türkü de tamamlanır. Sıra güzel sesli kişilerin solo bölümüne geçilir. Bir kız, bir erkek sırasıyla bu soloyu da tamamlarlar. Artık ırgatların enerjileri azalır, solukları kesilir, yavaş yavaş eski hareketlerini kaybeder. Su istemeler, dışarı çımalar ve dedikodular başlar. Haberler verilir. Geçmişten gelecekten bahsedilir. Her taş kendi arasında yapar. Böylece bulgurun birinci faslı biter. Ev sahibi bu sürede hedik hazırlamıştır bunlara. Onu getirip yerler. Buna ölücelik denir. Hedik, buğday, mercimek, nohut, pahla (fasülye) bir arada kaynatılır, iyice pişirilip süzülür. Bazen kavun karpuz yendiği de olur. Bu süre içinde bulgur elenmiş, irisi ayrılmıştır. Ayrılan tekrar çekilir. Az olduğu için kısa zamanda biter. Eleyiciler de sonunu alırlar. İş bitince, hadi güle güle, denilmez. Bunlar taş çekerken ev sahibi yemeklerini hazırlamıştır. Derhal bir tavuk keser. Etli bir pilav pişirir. Yanına üzüm, kavun karpuz, elma, yoğurt koyar. Bu nefis yemeği hep birlikte yerler. Zaten zaman geçmiş, saat biri ikiyi bulmuştur. Hep bir ağızdan €œ güle  güle yiyin€ derler. Ev sahibi de €œgüle güle gidin, yolunuz açık olsun, eliniz kolunuz dert görmesin€ der. Ev sahibinin erkeği; kızları, gelinleri evine kadar birer birer götürür. Kadını bu bulgurun üstüne bil kilim çeker, yanına bir yatak yapar. Artık çuvallama işi sabaha bırakılır.
Ahmet ÖZERDEM
Eğitimci, araştırmacı yazar   dan ;  alıntı yapılmıştır.